Babam

Babam beni hep 5 yaşındaymışım gibi severdi. Koca kızım, gece kalkıp babamın yanına yatardım korktuğumda. Arkadaşımmış gibi konuşurdum, şaka yapıp gülerdim yanında. Bunlar değerini asla bilemediğim şeylermiş. Hastalığını öğrendiğinde uzun bir süre çok sinirli ve gergin oldu babam. Yanında konuşmayı geç, yüzüne bile bakamazdım. Tahammül bile edemiyor gibi geliyordu. Hayatım boyunca sevgi ihtiyacımı karşıladığım tek bir insan vardı ve o da elimden gidiyor gibi gelmişti bana. Ben babamı öpmeden duramazdım, elini bile tutamıyordum. O kadar çekiniyordum ve o kadar yabancılıyordum ki bu durumu üzülemiyordum bile. Samsun’a gideceğim ve babamın yanına yatacağım diye sevindiğim günlerden, babamın yanına gidiyorum umarım bir şey söylemez dediğim günlere gelmiştim. Bunun verdiği ızdırabı size böyle üç beş satırla anlatamam inanın. Babamı anlamaya çalışıyordum. Zordu, hastaydı, acı çekiyordu. Ama sonra bir an geliyordu böyle, kaosun ortasında kalmış küçük bir kızcağıza dönüşüp yalnızca yanımda babamı istiyordum. 1999 depreminde biz İstanbul’da yaşıyorduk. Deprem olmaya başladığında babamın beni kucağına alarak hemen kaçtığı anlatılırdı bana hep. Kahraman babacım benim derdim, hemen beni kurtarmış. İşte yine öyle gelip babamın beni kurtarmasını bekledim çoğu zaman. Her şeyin karşısında dursun, “Dokunmayın benim kızıma!” desin. Ben bunu çok fazla yürekten istemişim sanırım. Gün oldu, hastalıktan ufacık kalmış bedeniyle karşı koyamayacağı birinin önünde durdu benim için. Bir “Melik” deyişine, “canımın içi” deyişine hasret kaldığım zamanlarda gözlerimin içine baktı sadece. Değerini bilemediğim ne varsa kendime söverek hatırladım hep. Sonra gün oldu babam bana “canım” dedi, ben can oldum. “Güzelim” dedi, dünyanın en güzel kızı oldum. “Yavrum” dedi, ufacık bir yavru oldum. Elimi tuttu, ellerim şenlendi. Söylediğim bir lafa güldü, gözlerim şenlendi. “Öptüm seni” dedi bana, dünyanın en güzel öpücükleri yanaklarıma düştü. Gözlerimin önünde küçücük kalmış bedeni büyüdü, büyüdü yeniden kahramana dönüştü. Evden çıkarken bana el sallaması bile benim o günümü muhteşem yapmaya yetti. Değerini bilemediğim ne varsa, kaybetmeden doyasıya yaşamam gerektiğini bana babam öğretti. İnsanlığı, sevmeyi, kazanmayı, dimdik durmayı öğrettiği gibi.

Bunları yazmak istedim çünkü bu sabah camıma “Meliiik!” diye tıkladı, giderken beni görmek istedi. Kocaman gülerek el salladı bana. Normalde o saatte bir şekilde uyansam söve söve geri uyumaya çalışırım. İçim öyle sevgiyle öyle huzurla doldu ki, tutamadım ağlamamı birden yazmaya başladım zaten. Gönülden gönüle bir yol vardır ya hani, babamın bir gülüşü bizim yolumuza çiçekler ekiyor. Benim canımın en güzel, en temiz, en sızlayan yeri… Seni inanılmaz seviyorum.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın