Şımarık

Kendimden elimi eteğimi çektim iyice. Sürekli sırtım, belim, boynum ağrıyor. Ya sabaha kadar sandalye tepesinde iki büklüm oturmaktan ya da sürekli uykusuz dolaştığım için orada burada tuhaf hallerde uyuya kalmaktan. Dün gece de aynısı olmuş, boynum inanılmaz bir şekilde tutulmuş. Çok canım yanıyor ve sağ tarafıma katiyen dönemiyorum. Bütün ev halkına tek tek söyledim bunu, söylemesem bile hareket edemeyişimden anladılar zaten. Kimse boynuma krem sürmek istemedi. Gidip krem getirsem ve sürmelerini istesem geri çevirmezler biliyorum. Ama bunu kimse benim için düşünmedi. Geçen akşam canım türk kahvesi çekti diye hunharca ağladım. Sanki bütün dünyada türk kahvesi yok olmuş gibi ağladım. Halbuki bir kavanoz var mutfakta, gidip yapsana be kızım! Yok, ben kendime zaten yaparım. Ama biri bana yapsa keşke diye düşüne düşüne ağladım. İçimdeki şımarık kız çocuğu aldı sazı eline. Biraz ilgi, alaka için kendini parçalıyor. Hayır durumun farkındayım bir de, bu daha da kötü bir şey inanın. Yahu bugüne kadar her şeyini kendin yapmadın mı kızım sen, kalk yap yine var sende bu güç. Resmen omuzlarımı sallayarak ‘Banane, banane’ diyesim geliyor kendime.

Hatçekurban bir gün kendisi ile bağdaştırdığı bir sözü söylemişti: “Değer verdiğin insanlara karşı zor olmamak için kendini o kadar basitleştiriyorsun ki, bir süre sonra sana değer vermeye gerek duymuyorlar.” Onun bunu söylerken hissettiği o noktadan bu şımarmış kıza ben bakıyorum şimdi. Şımarık dediğime de bakmayın he, pek de mağrur. Canı çıkıyor da, dönüp kimseye bir şey demiyor. Bekliyor ki insanlar anlasın. Ah be yavrum, kimsenin sen istemeden vermeyeceğini ben biliyorum da, sana bunu nasıl anlatabilirim ki?

Bazen de çok eğlenceli oluyor bu kız aslında. Gün içinde uyanık ve boş kalabildiğim birkaç saatte gülecek saçma şeyleri mutlaka buluyor. Ama geceleri yoruluyor mu ne, anlamadım. Bir haller oluyor. Sadece karanlıkta bomboş yatıp ağlayası geliyor. Bütün jelibonları yemişler evdeki. Ne olacak sanki gider yenisini alırım zaten. Ama o küçük cimcime var ya, sanki yeryüzündeki son jelibonlar onlarmışçasına nasıl içi acıyor, nasıl gözleri doluyor düşündükçe.

Müthiş bir çatışma var bu loş ışıkla aydınlanan ufak odada. Birkaç hafta önce ellerimle düzenledim her santimini buranın. Ellerimle boyadım, temizledim ve özenle yerleştirdim her şeyini. Şimdi o şımarık geldi, odama bile eskisi kadar heyecanla bakmıyor. Ne istiyorsun be benden? Hiç mi besleyemedim ben zamanında seni de, şimdi böyle acımasızca çullanıyorsun üzerime? Hiç başını mı okşamadım, yarana mı üflemedim ben senin? Ahh, hiç mi görememişim ben o küçük kara gözlerindeki yıpranmışlığı… Defalarca özür dilesem fayda eder mi bilmiyorum. Ama seni kırıldığın her yerinden pişmanlıkla öpüyorum. Bir gün barışmak istersen diye de işaret ve baş parmağımı birleştirip öylece bekliyorum…

Şımarık” için 2 yorum

mekileli için bir cevap yazın Cevabı iptal et

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın